İslam hukuk biliminde insana yani cana karşı işlenen cinayetleri ana hatlarıyla ifade eden terim ve ibareler vardır: Kasıt, câni, katil, maktûl, ma‘sumu’d-dem, ismet, mecniyyüaleyh, itlaf, kısas, suç, asabe, âkıle, hükûmet-i-adl, veliyyü’d-dem, kasame, intihar, cenin, gurre, sulh, cirâh, af, diyet, tağlîz, erş, ikrah, temâlü, tesebbüb, zehirleme, sihir yapma vb. Kısas, kasten adam öldürme ve müessir fiil suçlarında suçlunun işlediği fiile denk bir ceza ile cezalandırılmasıdır. Âkıle ise kasıt unsuru bulunmayan bir öldürme veya yaralama hadisesinde suçlu adına diyet ödemeyi yüklenen şahıslar topluluğudur. Diğerlerinin anlamlarına kaynaklarından bakılabilir.
İnsan öldürme dışında işlenen cinâyetler ise öldürme dışında cinâyet yani el-Cinâyetü al âmâ dûni’n-nefs kastedilir. Canı öldürmemekle birlikte bir azasını kesmek yahut yaralamak veya dövmek babından insan vücuduna karşı alenen işlenen her türlü haksız saldırı bu gruba girer. Öldürme dışında kasten cinâyet ya organların kesilmesi ile ya onlardan sağlanan faydanın ortadan kaldırılması veyahut başın dışındaki yerlerde yara açmak (cirâh) suretiyle, Zuhayli’den ifadesiyle “eş-Şicâc” diye bilinen baş ve yüzde yara meydana getirmek suretiyle olur. Bu tür cinâyetlerin cezasındaki umde şudur: Kısâsın uygulanması mümkün olduğu taktirde kısâs vâcibtir. Kısâs mümkün değilse diyet ve erş gerekir.
Daha önceki yazımızda son cümle olarak şu soruyu sormuştuk can nedir? diye. Can ve ruh eş anlamlı mıdır? Ölüm canın ölümü mü ya da ruhun bedenden ayrılması mıdır? İslam hukuk biliminin ceza yaklaşımındaki candan kasıt nedir?
Basit bir akıl yürütmeyle can kelimesinden kastedilenin insan davranışıyla ilişkilendirirsek, insanın hareket edemez ve hukuki anlamda tasarrufta bulunamaz hale gelmesidir diyebiliriz. İnsan davranışı, anlamak ve hareket etmek neticesinde meydana geliyorsa canın gitmesiyle insan artık anlayacak halde değildir. Can (insanın kendi varlığı, özü) gitmezse insanın anlamak için düşüncesi hale devam ediyor olabilir. İstisnaları dile getirmiyoruz. Hemen bilinççilerin bana oradan seslendiklerini duyuyorum. Hukuka neyi kabul ettirmeye çalışıyorlar anlamıyorum. Ne değişecek ki…. Cevap da vermezler insanın askıda bırakılar. Tıpkı henüz beyin ölümünün gerçekleşmeyen halleri. Adamın ölmesini düzeltiyorum canın çıkmasını bekliyoruz.
DİA’da Mustafa İsmet Uzun’un kaydettiklerine göre can, aslının Sankritçe olduğu ileri sürülen kelime buradan Farsçaya geçerek farklı manalar kazanarak Çince ve Arapça dâhil olmak üzere belli başlı şark dilleriyle Türkçe’de de olmak üzere birbirine yakın şekilde telaffuz edilmiştir. Hint dizi ve filmlerinden hatırlayınız.
Sözlükte rüzgâr, nefis, ruh, bedenin hayatiyetini sağlayan ana unsur anlamlarına gelir. Türkçe’mizde son iki anlamda daha çok kullanılmaktadır.
TDK’daki anlamı olduğu gibi getiriyoruz ki bizi çok ilgilendiriyor. Yüce Allah’ın zâti ve subûtî sıfatlarının ortak olduğu tek bir isim/sıfat vardır: Hayat (el-Hayy). Tdk’ya dönecek olursak Farsça’dan geçtiğii anladığımız can kelimesinin yazımı cān şeklinde verilmiştir. Can, altı anlamıyla isim bir anlamıyla ise sıfat olarak kullanılmıştır:
1. İsim: İnsan ve hayvanlarda yaşamayı sağlayan ve ölümle vücuttan ayrılan madde dışı varlık; can kuşu, ruh
2. İsim: İnsanın kendi varlığı, özü
3. İsim: Canlı olma durumu
4. İsim: Kişi
5. İsim: İnsanın duygularını taşıyan iç âlemi
6. İsim: Bektaşilik ve Mevlevilikte tarikat kardeşi:
7. Sıfat Sevgi ve yakınlık duygusu ile kendisine bağlanılan.
Cana farklı bir bakış açısıyla bakarak anlamaya çalışmaya devam edecek olursak insanın biyolojik yapısıyla çok yakından ilgisi olduğu bellidir. Bedenin ve ruhun merkezi olarak beyinle irtibatlıdır. Psikoloji kitaplardan birisini baz alarak açıklayacak olursak beynin ruhsal bileşenleri; algılama, düşünce, irade, dikkat ve konsantrasyon, duygulanım, davranış, dürtü, zekâ, konuşma, bilinç (sahi bilinç nerede: yazılarımıza bakabilirsiniz), hafıza ve içgörü. Hepsinin canla irtibatı var değil mi?
Canın bedenle mi yoksa psikolojik yani ruhsal yapısıyla yani psişik yapısıyla ilgisinin tartışmasına girmeyeceğiz. Amacımız birini öldürülürken neleri ortadan kaldırıldığının tablosunu sunmak ve neden kısâsta sizin için hayat vardır? onu anlamak. Anne rahminde ilk algılar, doğumla birlikte gelen ilk uyaranlar ve etkileri, dinamik açıdan ruhsal aygıt ve parçaları (id: ruhsal yapının ilk bileşeni, ego ve süperego).
Diğer bütün psikoterapi yaklaşımlarının önemli olduğu bir gerçektir. Ancak biz burada varoluşçu psikoterapide yer alan hayatın anlamı, geleceği belirlemek mümkün mü?, ölümden başka hakikat var mı? hayatın sorumluluğu kime aittir ve hayatta yalnız mıyız sorularını tekrarlamak istiyoruz? Sırla işimiz yok çünkü. Canın bozukluğu psiko-patolojiye girer. Ölen ölmüş kalanı ıslah edeceğiz. Onu hayatını kurtaracağız. Bir insanı kurtarmak tüm insanlığı kurtarmak gibidir ya. Diğer bir bakış açımız ise hukukun bilişsel psikolojiyle açıklanabilir olmasıdır. Canın bilişsel koruma içgüdüsü.
“Cin, büyü, sihir, muska, nazar” gibi paranormal olaylar yine İslam hukukunun ceza alanında değerlendirilen konulardan olmuştur. Meseleyi sadece psikoterapistlere bırakmayacak kadar geniş çerçeve canla ilgili ne varsa incelendiğini görürüz. Her ne kadar bunlara psikoz şeklinde yaklaşılsa bile. Hukukunda belirli bir disiplin içerisinde belirli etkileri yapmaya yönelik terapötik işlemleri olduğu unutulmamalıdır. Cerrahî/medikal tedavi, psikoterapi/medikal tedavi olduğu gibi bunları da tedavi eden bir hukuk olmalıdır değil mi? hem cerrahi hem de psikoterapiyi denetleyen bir süperego olmalı…
Yine güçlü bir soru ile yazımızın devamı olacağını da bildirerek bitirelim: insan aminoasitlerlerden yani karbon, hidrojen, oksijen azot ve proteinlerden (DNA, RNA) oluşan bakteriyofaj yani kendi otonom sistemi kendi başına hareket eden geri beslemeli devre ise Hayy yani canlılık burada faj-hayy bağlantısı DNA parçasının ilk yapısı ve yalnız başına kendini çoğaltabiliyor durdurabiliyorsa, bir canın DNA veya RNA’sı değiştirilerek meydana gelen öldürmelerde kısâs aynı şekilde mi olacaktır? Sizce ilk nefes alma ile son nefes alma arasındaki fark nedir?
Not: Son paragrafa ilgililer anlatımımdan dolayı itiraz edebilirler. “Tasavvufî bir terim olarak can insan ruhu manasına geldiği gibi nefs-i rahmânî ve tecelliyât-ı ilâhîden kinaye olarak da kullanılmıştır. Ayrıca ilm-i zâhirin âlem-i vâhidiyyet ve ceberûttaki tecellîlerinden meydana gelen a‘yân-ı sâbite ve hakîkat-i kevniyyeye denir. Cân-ı evvel ise âlem-i ervâh veya bezm-i ezeldeki ilk yaratılışta ortaya çıkan rûh-ı hayvânî demektir. Bir tasavvuf terimi olarak cânân, bütün mevcûdatın kendisiyle kāim olduğu “kayyûmiyyet” sıfatını ifade eder (DİA).” bizi ilgilendiriyor çünkü.
1 yorum
Eyvallah