Anadolu’nun dağlarına, ovalarına, vadilerine baktığınızda sadece bir coğrafya görmezsiniz; binlerce yılın biriktirdiği medeniyetlerin izlerini, bu toprakların bağrında saklı cevherlerle beslenmiş uygarlıkları görürsünüz. Bu topraklar, adeta bir hazine sandığıdır. Fakat ne acıdır ki, bu hazinenin anahtarı uzun yıllar boyunca hep merkezi bir anlayışın elinde tutuldu. Maden sahaları çoğunlukla merkezi kurumların kararlarıyla lisanslandı; çıkarılan cevherin kazancı ise büyük ölçüde Firmaların ve Merkez’in kasasına aktarıldı.
Peki ya geride kalan köyler, kasabalar, şehirler? Çoğu zaman ellerine geçen sadece toz, gürültü ve tahrip edilmiş doğa oldu. İnsanlar kendi topraklarının geleceği konusunda söz hakkı bulamadı; kararlar yukarıdan dayatıldı. İşte tam da bu noktada, dünyada yükselen yeni bir madencilik yaklaşımı Türkiye için de umut verici bir kapı aralıyor: yerel ortaklık ve gelir paylaşımı.
Bu yaklaşım yalnızca ekonomik getiriyi artırmakla kalmıyor. Toplumsal barışı tesis ediyor, çevreyi koruyor ve demokrasiyi yerelden güçlendiriyor. Çünkü madencilik, eğer üretildiği topraklarda yaşayanlarla paylaşılırsa, gerçek anlamda milli servete dönüşüyor.
Katılımın Yeni Yolu: Yerel Denetim Komiteleri
Madencilikte en kritik eşiklerden biri, yerel halkın sürece katılımıdır. Bunun için önerilen yerel denetim komiteleri, yeni dönemin anahtarı olabilir. Belediyelerin, muhtarlıkların, sivil toplum kuruluşlarının ve meslek odalarının temsil edildiği bu yapılar, karar süreçlerine toplumsal bir taban kazandırır.
Böylece artık sadece devlet ve yatırımcı değil, köylü de, çiftçi de, genç de söz sahibi olur. Çünkü bir köyde açılacak madenin, o köyün suyuna, toprağına, tarımına ve kültürel dokusuna vereceği olası zararı en iyi yine o köyde yaşayanlar bilir. Yerelin katılımı, riskleri önceden görmeyi ve önleyici tedbirleri zamanında almayı mümkün kılar.
Katılım, sadece çevreyi korumaz; aynı zamanda meşruiyeti güçlendirir. İnsanlara söz hakkı verildiğinde, itirazların yerini güven ve iş birliği alır. Böylece toplumsal çatışmaların önü kesilir; madencilik faaliyetleri “dayatma” değil “ortak akıl” ile yürütülür.
Gelir Adaletinin Tesisi
Yerel ortaklık modelinin en büyük getirilerinden biri de gelir adaletidir. Bugün maden gelirleri büyük ölçüde merkezi bütçeye aktarılırken, üretimin yapıldığı bölgeler çoğu zaman altyapı ve hizmet yoksunu kalmaktadır.
Oysa yeni modelde, maden gelirlerinin bir kısmı doğrudan köylere, belediyelere ve bölgesel projelere aktarılır. Bu kaynakla yeni okullar yapılabilir, sağlık ocakları kurulabilir, yollar yenilenebilir, temiz su ve internet altyapısı sağlanabilir.
Bir başka önemli nokta da şudur: Yerel ortaklık modeli, kamulaştırma baskısını azaltır. Bugün birçok yerde köylülerin toprakları devletin zorlamasıyla ellerinden alınmaktadır. Oysa bu modelde, insanlar kendi arazilerinin nasıl değerlendirileceği konusunda sürece katılır. Zorbalık değil uzlaşma, dayatma değil rıza öne çıkar. Bu da toplumsal huzuru pekiştirir.
Şeffaflık ve Uluslararası Güven
Yerel denetim komitelerinin bir diğer işlevi de şeffaflıktır. Bu komiteler sayesinde hem yatırımcıların hem de kamu kurumlarının kararları sürekli gözlemlenebilir. Böylece bilgi saklama, kamuoyundan gizleme ihtimali ortadan kalkar.
Şeffaflık, güvenin temeli olduğu kadar demokrasinin de olmazsa olmazıdır. Halk, kendi bölgesinde ne olup bittiğini doğrudan öğrenme imkânına kavuşur. Bu da madenciliğin meşruiyetini ve kabul edilebilirliğini artırır.
Dahası, bu model uluslararası normlarla da uyumludur. Birleşmiş Milletler ve Avrupa Birliği gibi kuruluşlar, doğal kaynakların yönetiminde yerel katılım ve adil gelir paylaşımı kriterlerini öne çıkarıyor. Türkiye’nin bu kriterlere yaklaşması, uluslararası yatırımcıların da güvenini tazeleyebilir.
Çevre Dostu Madenciliğin Yeni İşlevi: Bölgesel Kalkınmanın Motoru
Bugüne kadar madencilik çoğunlukla devletin kasasına gelir sağlayan bir sektör olarak görüldü. Oysa yerel ortaklık modeli, madenciliği bölgesel kalkınmanın motoru haline getirebilir.
Maden gelirlerinin bölgeye aktarılmasıyla, eğitimden sağlığa, ulaşımdan sosyal hizmetlere kadar birçok alanda büyük sıçramalar yaşanabilir. Bu sayede göçün önlenmesi, gençlere iş imkânı yaratılması ve girişimciliğin teşvik edilmesi mümkün olur.
Ayrıca çevresel hassasiyetler de daha güçlü korunur. Çünkü yerel halk sürecin içinde olduğunda, madencilik sonrası arazi restorasyonu gibi uygulamalar kâğıt üzerinde kalmaz; gerçekten hayata geçirilir. Çevreye verilen zarar telafi edilir, doğa yeniden canlandırılır.
Sonuç: Ulusal Kaynaklar Halkla Paylaşıldığında Servettir
Türkiye’nin maden mevzuatını yerel ortaklık ve gelir paylaşımı temelli bir modele dönüştürmesi, ekonomik ve toplumsal anlamda tarihi bir dönüşümün kapısını aralayacaktır.
Toprağın altındaki zenginlik, yalnızca kâğıt üzerinde bir değer olmaktan çıkar; bölgesel kalkınmanın ve toplumsal refahın gerçek itici gücüne dönüşür. Madencilik, toplumla barışık, çevreyle uyumlu ve adaletli bir yapıya kavuşur.
Unutmayalım ki, toprağın altındaki zenginlik, ancak üstündeki insanlarla paylaşıldığında gerçek anlamda milli servet olur. Kaynaklarımızı hakkaniyetle, şeffaflıkla ve gelecek nesilleri gözeterek yönetmek, sadece bugünün değil, yarının da kazancı olacaktır.
2 yorum
Çok doğru bir tesbit maden sahasindaki yaşayan köylülerin maden ile açık ve konumun uzmanları tarafından bilgilendirilmeli işletmede gözlemci olarak o yörenin birde temsilcisi olmalı madenden elde edilen gelirin belli bir oranda yöreye aktarılarak yatırımlar yapılmalıdır.
Niyazi bey katkınız için teşekkür ederim. Sizin öneriniz çok değerli. İfrat ve tefrit eksenli en çok da popülist günlük siyasi polemik konusu olmaya açık olan bu sektör için yeni model geliştirmek zorundayız. Umarım ilgili ve yetkililer bu yönde aksiyon alırlar.